Merhaba. Cümleye böyle mi başlanırdı yoksa alışılagelmişlikten peyda olan aleladelikle mi kurdum bu tek kelimelik cümleyi? Hayır, bu kez değil. Bu kez, o her zamanki “afili” gözüken ama “fiili” olarak hükümsüz kelamları kullanmayacağım. Ben Kemal ŞEN. Evet, adım ve soyadımı birlikte söylüyorum kendimi tanıtırken, zira ikisini de birlikte seviyorum (Her ne kadar soyadım çeşitli yazı tiplerinde Türkçe karakter sorunu çıkarsa da… 😊). Seninle konuşurken basmakalıp cümleler kurmak istemiyorum. Ben, hayatımın belli bir dönemince “Ben kimim?” sorusunun cevabını aradım neden aradığımı bilmeden. Küçüktüm, en yakınıma sordum “Ben kimim?” diye; büyüdüm kendime… Hiçbir zaman doyurucu bir cevap alamadım. Bir insanın “o” kişi olması demek fiziksellikten ibaret olamazdı; duygular da bu sorumu yeterince yanıtlayamazdı. Hâlâ sorarım ara sıra ama bu kez bir yanıt bulamayacağımı biliyorum çünkü benim için asıl soru: “Benim ben olmamı sağlayan kim?” olmalıymış, bunu öğrendim. Benim ben olmamı sağlayan, benim ailem; benim ailem de yalnızca kan bağı ile bağlı olduğum kişiler topluluğu değil. Benim ailem şu hayatta bana biraz olsun kulak veren, beni önemseyen, şu ömrümde biraz olsun muhabbetle demlendiklerim; dahası işte o en başta ifade ettiğim gibi benim “Kemal ŞEN” olabilmemi sağlayanlar, bana bu ifade gücünü verenler… Başta Öznur, Elif, Bülent, Harun, İsmail, Salih, Veysel, Mutasım, Nesrin, Nazan, İlknur (İlaveten bize çam sakızı getirme sözü veren ancak kusura bakmasın adını unuttuğum Türkçe hocam) hocam olmak üzere tüm öğretmenlerime; bu derginin kuruluş sürecinde desteğini esirgemeyen Ersoy, Ertan, Saadet, Birsel ve Sümer hocama ve bu hayatta bir şeylere cesaret etmeme vesile olan, bana kudret veren tüm çalışmayı şiar edinen, ileride evimin bir odasında köşemde misafir edeceğim insanlara çok teşekkür ederim. Ben, bensem ve biraz olsun doğrultum düz ise bu, sizin sayenizdedir.
Teknoloji üzerine araştırmalarda, öğrenmelerde bulunmayı severim. Edebiyata ilgim, şiirlere aşkım küçükken karıştırdığım kuzenimin kenarı pembe, yüzü beyaz edebiyat kitabına kadar dayanır. Yine onun sayesinde şiir programlarını takip etmişimdir küçükken. Kendim de dördüncü sınıftan beri iyi/kötü yazarım (Burada şu dipnotu vermek isterim: “Ben ne bir şairimdir ne bir yazar; ben o kişiyimdir ki tüm bu yazdıklarımı anılarımla yeksan hislerim yazar). Lise dönemi ise yazdıklarımın biraz daha tabiri caizse ayağı yere basan nitelikte olduğu yıllardır. Hâlâ yazmaya devam eden, mütemadiyen öğrenci olma gayesinde, ilgisinin yanına bilgisini katmaya çalışan ancak ilgisinin alevini kaybetmek istemeyen, bir doğrultuda giderken ani bir kararla doğrultuyu değiştirmeyi şiar edinen, dışarıdan coşkulu ve neşeli gözükse de kendi hayatında sıkıcı ve işkolik, bu işkolikliği yüzünden yer yer beyni ile kalbi yer değiştirebilen, mantıksallık ile duygusallık arasında kum taneleri misali savrulan biriyim işte.
Daha anlatacak çok şey var. Seninle benim köşem olan “Şiirli Söyleşi Denemeleri”nde buluşalım. Orada her ay bir şiir okuyup onun üzerine işte bu yazı gibi samimice yer yer ben kendimle konuşacağım, yer yer seninle konuşacağız…
Hoşça kal demeyeceğim zira “Hoşça kal diyen geri gelmiyor.” (1)
Çöle doğru yürüyeceğim çünkü kum taneleri bitiyor…
(1, alıntı): Burak AKSAK
Kemal ŞEN